
Kilo Alıp Vermek Ruh Halimi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Uyanır Uyanmaz Neden Telefonuma Uzanıyorum?
Neden Zamanla Yarışıyormuş Gibi Hissediyorum?
30’lu yaşlara yaklaşırken zamanın eskisinden daha hızlı geçtiğini ve bir şeylere yetişmeniz gerektiğini düşünebilirsiniz. 20’li yaşların başında önünüzde uzun bir zaman varmış gibi gelir. Kariyer, ilişki, evlilik, çocuk sahibi olmak gibi konularda “Daha sonra bakarım” demek daha kolaydır. Yaş ilerledikçe ise bazı kararları artık daha fazla erteleyemeyecekmişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Zamanla yarışma hissi biraz da buradan çıkabilir.
20’li yaşlarda verilen bazı kararlar da bu dönemde yeniden akla gelebilir. “İstediğim işi yapıyor muyum?”, “Bir ilişkim olacak mı?”, “Çocuk istiyorsam ne zaman düşünmeliyim?” gibi sorular bir süre sonra daha fazla kafanıza takılabilir. Daha önce çok önemsemediğiniz şeyler, 30’a yaklaşırken sanki hemen cevap vermeniz gereken konular haline gelebilir.
Bir de çevrenizdeki insanların hayatları vardır. Biri evlenmiştir, biri çocuk sahibi olmuştur, bir başkası kendi işini kurmuştur. Bunları gördükçe ister istemez kendi hayatınıza bakabilirsiniz. “Ben neden hâlâ burada sayıyorum?” diye düşünebilirsiniz. Oysa herkesin hayatının aynı sırayla ilerlemesi gerekmiyor.
30 yaş baskısı da bu hissi artırabiliyor. “30’a kadar şunu yapmış olmalıyım” düşüncesi bazen insanın kendi isteğinden çok çevresinden öğrendiği bir beklenti oluyor. Belirli bir yaşa kadar evlenmek, belli bir kariyer noktasına gelmek veya çocuk sahibi olmak zorunda değilsiniz. Bunların her biri kişiden kişiye değişebilir.
Bir başka mesele de zamanın gerçekten hızlı geçmiş gibi gelmesi. 20’li yaşların başında on yıl çok uzun bir süre gibi görünürken, 20’lerin sonuna geldiğinizde “Bu yıllar ne ara geçti?” diye düşünebilirsiniz. Geçmişe böyle bakınca önünüzdeki yılların da aynı hızla geçeceğinden korkabilirsiniz. Bu da zamanla yarışıyormuş gibi hissetmenize neden olabilir.
Bazen bu hissin altında gerçekten ne istediğinizden çok, belli bir yaşa kadar bir yerlere ulaşmanız gerektiği düşüncesi vardır. Bunu ayırmaya başladığınızda üzerinizdeki baskının nereden geldiğini daha net görebilirsiniz.
Akranlarımla Kendimi Neden Sürekli Kıyaslıyorum?
Akranlarınla kendini kıyaslaman, toplumsal olarak paylaşılan bir yaşam zaman çizelgesi algısından kaynaklanır. Evlenmek, kariyer sahibi olmak, ev almak gibi belirli yaşam olaylarının ‘normal’ kabul edilen bir sırayla ve zamanlamayla gerçekleşmesi beklentisi. Bir arkadaşının bu çizelgede senden ‘önde’ olduğunu fark ettiğinde, kendi hayatını sorgulamaya başlaman oldukça yaygın bir tepkidir.
Bu kıyaslama eğilimi genellikle şu şekillerde kendini gösterir:
- Sosyal medya karşılaştırması:başkalarının evlilik, terfi ya da ev sahibi olma paylaşımlarını görünce kendi hayatını yetersiz bulmak.
- Aile toplantılarında tetiklenme:‘ne zaman evleneceksin’ gibi sorularla karşılaşınca kendi zaman çizelgeni sorgulamak.
- İç sesle kıyaslama:‘onun yaşında ben de böyle olmalıydım’ gibi otomatik düşüncelerle kendini değerlendirmek.
Bu zaman çizelgesinin aslında toplumdan topluma, hatta kişiden kişiye büyük ölçüde değiştiğini hatırlamak, bu kıyaslamanın gücünü azaltabilir. Senin zaman çizelgen, akranlarınınkiyle aynı olmak zorunda değildir.
Sosyal medyanın bu kıyaslamayı özellikle güçlendirdiğini belirtmek gerekir; çünkü gördüğün paylaşımlar genellikle başkalarının hayatının yalnızca öne çıkarılmış, düzenlenmiş anlarını yansıtır. Bir arkadaşının nişan fotoğrafı, o kişinin yaşadığı belirsizlikleri, zorlukları ya da tereddütleri göstermez. Bu farkı hatırlamak, kıyaslama anında hissedilen yetersizlik hissini biraz olsun dengeleyebilir.
Kıyaslamanın sık yaşandığı bir diğer alan da aile ortamlarıdır. Bayramlarda ya da aile toplantılarında sorulan ‘ne zaman’ sorularının çoğu, aslında sana yönelik bir eleştiriden çok, soran kişinin kendi zaman çizelgesi algısından kaynaklanır. Bu ayrımı yapmak, bu soruları daha az kişisel bir tehdit olarak algılamanı sağlayabilir.
“Olması Gereken Yaşta Değilim” Diye Neden Düşünüyorum?
“Bu yaşta olmam gereken yerde değilim” düşüncesi, araştırmacıların çeyrek yaşam krizi (quarter-life crisis) olarak adlandırdığı, beliren yetişkinlik döneminde sıkça görülen bir deneyimin parçasıdır. Sekiz ülkeden (aralarında Türkiye’nin de bulunduğu) 2.247 genç yetişkinle yapılan bir araştırma, bu tür kriz dönemlerinin ülkeler arasında yüzde 40 ile yüzde 77 arasında değişen oranlarda yaşandığını ortaya koyuyor. Yani bu deneyim oldukça yaygın.
Aynı araştırma, bu kriz döneminde en sık karşılaşılan dışsal tetikleyicilerin kariyer geçişleri, maddi zorluklar ve aile içi zorluklar olduğunu gösteriyor. Bir başka çalışma ise belirsizlik, hayattan memnuniyetsizlik ve kararsızlığın, bu krizin şiddetini güçlü biçimde öngördüğünü ortaya koyuyor.
Bu düşünceyi yaşıyorsan yalnız değilsin; bu, gelişimsel olarak beklenen ve zamanla hafifleyen bir deneyimdir. Önemli olan bu düşünceyi bir ‘başarısızlık kanıtı’ olarak değil, geçici bir yeniden değerlendirme dönemi olarak görebilmektir.
Bu araştırmanın Türkiye’yi de kapsaması özellikle değerlidir, çünkü bu deneyimin sadece batılı, bireyci kültürlere özgü olmadığını, farklı toplumsal beklentilere sahip kültürlerde de benzer şekilde yaşandığını gösteriyor. Bu da ‘olması gereken yaşta değilim’ düşüncesinin kültürel bağlamdan bağımsız, insan gelişiminin ortak bir parçası olabileceğine işaret ediyor.
Bu düşünceyle baş etmenin bir yolu, ‘olması gereken’ tanımının kimin tarafından yapıldığını sorgulamaktır. Bu tanım genellikle aile beklentileri, sosyal çevre ya da içselleştirilmiş toplumsal normlardan gelir ve senin kendi değerlerinle örtüşmeyebilir. Bu ayrımı yapmak, kendi zaman çizelgeni daha net görmene yardımcı olabilir.
20’li Yaşları Geride Bırakmak Neden Bu Kadar Zor?
20’li yaşlarınızın bitmesi size düşündüğünüzden daha fazla dokunabilir. Çünkü bu yıllarda birçok şeyi ilk kez yaşarsınız. Hangi işi yapmak istediğinizi, nasıl bir hayat kuracağınızı, kimlerle yakın olmak istediğinizi zaman içinde öğrenirsiniz. Bazı şeyleri denersiniz, fikrinizi değiştirirsiniz, yanlış kararlar verebilirsiniz. 30’lu yaşlara yaklaşırken ise bütün bunların geride kaldığını düşünmek, 20’li yaşları geride bırakma hissini zorlaştırabilir.
Bir yandan da o dönemdeki özgürlüğünüzü özleyebilirsiniz. Daha az sorumluluğunuz olduğu, arkadaşlarınızla daha kolay buluştuğunuz veya önünüzde sonsuz seçenek varmış gibi hissettiğiniz günler geride kalmış olabilir. Şimdi verdiğiniz kararların daha kalıcı olduğunu düşünmek biraz ürkütücü gelebilir. “Artık eskisi gibi değil” düşüncesi de bu yüzden sık sık akla gelebilir.
Böyle hissettiğiniz için kendinize kızmanız gerekmiyor. 20’li yaşlarınızı özleyebilir, o döneme ait bazı şeylerin bitmesine üzülebilirsiniz. Hatta geçmişteki halinizi özlediğinizi bile fark edebilirsiniz. Bu duyguları hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine biraz olduğu gibi bırakmak bazen daha kolay olabilir. Çünkü bir dönemin bitmesi, o dönemde yaşadıklarınızın sizin için önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Üstelik geride bıraktığınız şey sadece yaşınız olmayabilir. 20’li yaşlarda kurulan arkadaşlıklar da zamanla değişebilir. Bir arkadaşınız başka bir şehre taşınabilir, bir başkası evlenebilir veya iş hayatı yoğunlaşabilir. Eskiden haftada birkaç kez görüştüğünüz insanlarla artık ayda bir bile buluşmak zor olabilir. Bu değişiklikler bazen insana eski hayatını kaybediyormuş gibi hissettirebilir.
Fakat 30’lu yaşlara geçmek, 20’li yaşlarda sevdiğiniz her şeyi geride bırakmanız gerektiği anlamına gelmez. Bazı arkadaşlıklar devam eder, bazı alışkanlıklar sizinle kalır, bazıları ise doğal olarak değişir. Belki de zor olan yaşın kendisinden çok, hayatınızın artık eskisi gibi olmayacağını fark etmektir.
Bu yüzden 20’li yaşların bitişiyle gelen hüzün, hayatınızın kötüye gittiğini göstermez. Bir dönemi özlüyor olabilirsiniz ve aynı anda yeni hayatınız için heyecan da duyabilirsiniz. İki duygu birbirine zıt olmak zorunda değil.
Bu Tedirginlik Zamanla Nasıl Azalıyor?
30’lu yaşlara yaklaşırken yaşadığınız zamanla yarışma hissi her zaman aynı yoğunlukta kalmayabilir. Zaman geçtikçe bazı şeylerin düşündüğünüz kadar acil olmadığını fark edebilirsiniz. Her kararın belli bir yaşta verilmesi gerekmediğini görmek de üzerinizdeki baskıyı azaltabilir. Özellikle çevrenizdeki insanlarla kendinizi kıyaslamayı bıraktığınızda bunu daha net hissedebilirsiniz. Kendi hayatınıza odaklandıkça, bazı beklentilerin aslında size ait olmadığını da fark edebilirsiniz.
Yine de bu his ara sıra geri gelebilir. Bir arkadaşınızın evlenmesi, yeni bir yaşa girmeniz veya sosyal medyada yaşıtlarınızın hayatlarını görmek yeniden “Ben ne yapıyorum?” diye düşünmenize neden olabilir.
Bu süreçte şunları deneyebilirsiniz:
• Zaman çizelgesini kişiselleştirmek: “Bu yaşta bunu yapmalıydım” demek yerine, gerçekten ne istediğinize bakın. Herkesin hayatı aynı şekilde ilerlemiyor.
• Kıyaslama tetikleyicilerini fark etmek: Bazı hesaplara baktıktan sonra kendinizi kötü hissediyorsanız onları takip etmek zorunda değilsiniz. Bir süre uzaklaşmak bile iyi gelebilir.
• Geçmiş on yılı değerlendirmek: 20’li yaşlarınıza sadece yapamadıklarınız üzerinden bakmayın. O yıllarda yaşadıklarınız ve öğrendikleriniz de bugün olduğunuz kişide yer alıyor.
Çeyrek yaşam krizi sırasında kaygının yeniden ortaya çıkması olağan. Bir gün geleceğiniz için endişelenirken, birkaç gün sonra bu konuyu hiç düşünmeyebilirsiniz.
Belki de rahatlatan şey, hayatın belli bir yaşa kadar tamamen çözülmesi gerekmediğini anlamaktır. 30’lu yaşlarda da yeni kararlar verebilir, yön değiştirebilir ve yeniden başlayabilirsiniz. Bu farkındalık geldikçe zamanla yarışıyormuş gibi hissetmek de eskisi kadar ağır gelmeyebilir.
Bu Geçişi Daha Sağlıklı Nasıl Karşılayabilirim?
30 yaşına yaklaşınca insan ister istemez “Ben şimdiye kadar ne yaptım?” diye düşünmeye başlıyor. Çevrenizde evlenen, çocuk sahibi olan ya da işinde ilerleyen insanlar varsa bu düşünceler daha da artabiliyor. Ama 30 yaşına geldiniz diye hayatınızı çözmüş olmanız gerekmiyor. Hâlâ ne istediğinizi bilmiyor olabilirsiniz. Bu konuda kafanızın karışması da garip değil.
Bu dönemde kendinize biraz daha iyi davranmak için şunları deneyebilirsiniz:
• Beklentilerinizi yazıya dökmek: “30 yaşında ne yapmış olmalıyım?” diye kendinize sorun. Sonra bir de bunun gerçekten sizin istediğiniz bir şey olup olmadığına bakın. Belki de bunu sadece çevrenizden duyduğunuz için gerekli sanıyorsunuz.
• Küçük şeyleri de kutlamak: Her şeyi büyük hedeflerle ölçmeyin. Uzun zamandır ertelediğiniz bir işi yapmak, zor bir konuşmayı gerçekleştirmek veya kendiniz için bir karar vermek de önemli. Bunlar dışarıdan küçük görünebilir ama sizin için öyle olmayabilir.
• Destek aramaktan çekinmemek: Geleceği düşünmekten yorulduysanız bunu içinizde tutmanız gerekmiyor. Yakın olduğunuz biriyle konuşabilirsiniz. Bazen sadece aklınızdakileri sesli söylemek bile insanı rahatlatabiliyor. Yetmediğinde bir uzmandan destek almak da mümkün.
Tabii bunları yaptıktan sonra “Artık hiç kaygılanmayacağım” diye bir şey yok. Bazı günler yine kendinizi başkalarıyla karşılaştırabilirsiniz. Bir arkadaşınızın hayatında büyük bir değişiklik olduğunda eski düşünceleriniz yeniden aklınıza gelebilir.
30 yaşına girmek bir son tarih değil. Bu yaştan sonra da iş değiştirebilirsiniz, yeni bir ilişkiye başlayabilirsiniz, taşınabilirsiniz veya daha önce hiç düşünmediğiniz bir şeyi deneyebilirsiniz. Yani hayatın bundan sonrası için bütün kararları şimdiden vermeniz gerekmiyor.
20’li yaşlarınız da tamamen geride kalmış değil. O yıllarda yaşadığınız şeyler, yaptığınız hatalar ve öğrendikleriniz hâlâ sizinle. 30’lu yaşlara geçiş belki de her şeyi geride bırakmak değil, yanınıza aldıklarınızla devam etmek demek.
Kaynakça
Arnett, J. J. (2000). Emerging adulthood: A theory of development from the late teens through the twenties. American Psychologist, 55(5), 469–480. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.5.469
Robinson, O. C., Petrov, N., Vleioras, G., Çok, F., Özdoğan, H. K., Yeler, Z., et al. (2025). Quarter-life crisis episodes in emerging adulthood: A mixed-methods analysis of data from eight countries. Emerging Adulthood. https://doi.org/10.1177/21676968251380890
Ballesteros, J. et al. (2024). Quarter-life crisis: Its prevalence among emerging adults and the role of uncertainty, dissatisfaction, and indecisiveness as predictors. Psychology and Education: A Multidisciplinary Journal, 20(3), 263–275. https://doi.org/10.5281/zenodo.11302240
Lee, T. K., Wickrama, K. A. S., O’Neal, C. W., Neppl, T. K., & Reeb, B. T. (2023). Life transition events and depressive symptom trajectories during young adulthood. Developmental Psychology, 59(3), 460–473. https://doi.org/10.1037/dev0001496
Agarwal, S., Guntuku, S., Robinson, O. C., Dunn, A., & Ungar, L. (2020). Examining the phenomenon of quarter-life crisis through artificial intelligence and the language of Twitter. Frontiers in Psychology, 11, 341. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2020.00341



