
Erken Boşalma (Prematür Ejakülasyon)

Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
Ekonomik Krizlerin Ruhsal Sağlığa Etkisi
İnsanoğlunun yaşam paradigmasını belirleyen en büyük faktörlerden biri, sahip olduğu ekonomik durumdur. Dolayısı ile yaşanabilecek olan herhangi bir ekonomik kriz, insanın hayat standartlarını önemli ölçüde etkiler. Ekonomik krizler insanların satın alma gücüne bir darbe vururken, aynı zamanda bir takım sosyolojik ve psikolojik etkileri de beraberinde getiriyor ve böylece davranış değişikliğine neden oluyor. Yaşanılan ekonomik krizler her insanın hayatında farklı seyrediyor ve birçok problemin doğmasında rol oynuyor. Yaşanılan bir ekonomik krizde bireyler ya da kültürler farklı olsa da yaşanılan problemler genel olarak aynı hat üzerinde kalıyor. Bu problemlerden bazıları; depresyon, boşanma, göç, gelecek kaygısı ve intihar gibi farklı durumlardır.
Ekonomik Kriz ve İntihara Meyil:
Yaşanılan bir ekonomik krizde ülkelerde gerileme dönemi baş gösterir. Bu gerileme döneminin etkilerini özel şirketler, devlet kurumları, küçük esnaf ve ülke içerisinde yaşayan her insan büyük oranda hisseder. Satın alma gücü düşerken, insanın günlük gereksinimleri devam eder ve bunun sonunda önemli kaygılar ortaya çıkar. Ekonomik kriz ile birlikte devletler vergi artışı gibi kısa zamanlı çözümler bulsa da bu çözüm zaten zorlanmakta olan halkı daha kötü bir duruma iter. Yaşanılan daralma dönemi istemeden de olsa bireylerin hayat standartlarını düşürmeye yol açar ve bununla birlikte psikolojik problemler gelir. Hayat standardı düşen kişiler ihtiyaçlarını karşılayamadıklarından ekonomik ve sosyal anlamda toplumdan izole olarak yaşamayı seçmektedir. Bu izolasyon çoğu zaman bireylerde intihar duygusuna neden olmaktadır. Her ülkenin büyük kurumu ya da küçük esnafı fark etmeksizin ekonomik kriz anında işçi çıkarımı yapmaktadır. Yapılan işçi çıkarımı ülkelerde işsizlik oranını arttırdığı gibi bireylerin yaşam stillerini de yıldırım hızıyla değiştirmektedir. Dünya’da her yıl intihar eden 800.000 kişi var ve bunların 45.000’i işsizlik nedeni ile olduğu biliniyor. Ülkemizde ise ekonomik krizin ardından artan işsizlik oranı aynı zamanda intihar oranını da arttırıyor ve bu da işsizlik ile intihar arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu bizlere vurguluyor. Bu anlamlı ilişkinin bir örneği 2000 ve 2001 yılları arasında olan işsizlik ve intihar artışıdır. Bu yıllar arasında işsizlik %4,2 artarken intihar eden insan sayısı ise 1802’den 2584’e yükselmiştir.
Ekonomik Krizin Ruhsal Krize Dönüşümü:
Ekonomik krizlerin gelmesi ile birlikte halkta oluşan gelecek belirsizliği yoğun bir kaygıya yol açıyor ve bu ruhsal bir krize evriliyor. İşlerin yavaşlaması, organize sanayilerdeki işten çıkarılmalar, iş yerlerinin küçültülmesi insanlar üzerinde olumsuz etkiler bırakıyor. Normal dönemde Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne başvuran hasta sayısı 300 civarlarındayken 2008 ekonomik krizinde başvuru sayıları 450 gibi sayılara çıkmıştı. Başvuran hastalardaki depresif eğilimlerin ekonomik içerikli ruhsal bunalımlar olduğu saptanmıştır. Maddi krizlerin sonucunda bireylerde geçim sıkıntısı ve dolayısı ile anksiyete, tedirginlik ya da uykusuzluk gibi problemler çıkıyor. Temel geçim ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan halk günlük yaptıkları harcamaları, günlük işleyişlerini beklemeye alıyorlar.
Yapılan bir araştırmada İşsiz insanların % 50.50’si orta derece depresyon, % 35.70’i ciddi derecede depresyon belirtisi taşırken, % 13.70’nde ise depresyon belirtisi bulunmamıştır. Aynı zamanda işsiz kadınların depresyon düzeyi ortalaması 18.96 fakat işsiz erkeklerin depresyon düzeyi ortalaması 24.45 olarak bulunmuştur. Bu yapılan araştırma açıkça gösteriyor ki, yaşanılan ekonomik krizler ve ardından gelen işsizlik sıkıntısı bireylerde yoğun bir depresyon riski ortamı sağlıyor ve bu riskten erkekler kadınlara nazaran daha çok etkileniyor.
Ekonomik Krizin Göçe Teşvik Ettirmesi:
En yalın ifadeyle, insanların belirli bir zaman boyutu içinde çalışmak ve yerleşmek amacıyla bir yerleşim alanından başka bir yerleşim alanına yaptığı geçişi ve kalıcı yer değişikliğini tanımlayan göç, neden ve sonuçları ile birlikte algılanması gereken dinamik bir süreci ifade etmektedir. Göç olgusu, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel nedenleri ve sonuçları ile farklı bilimsel disiplinlerin konusu olarak değişik boyutlarıyla ele alınmaktadır.
Genelde göç hareketi geri kalmış bölgelerden gelişmiş bölgelere doğru yapılır. Göç hareketinin nedenleri siyasal, ekonomik veya eğitim gibi unsurlar olabilir. Ülkemizde de normal göç sürecini ele aldığımızda kırsal kesimlerden kentlere doğru bir hareketlilik vardır. Bu devamlı hareketliliğin amacı yoğun iş imkânlarının bulunduğu şehir kesimlerinde daha iyi bir iş ve daha konforlu bir hayat idame ettirmektir. En çok göç alan şehrimiz ise bir metropol olan ve birçok iş fırsatının bulunduğu İstanbul’dur. Fakat yaşanılan ekonomik krizlerin gelmesi ile birlikte kentsel alanlarda yaşanılan iş kayıpları tersine göç olgusunu yaratmış ve bireyleri kırsal kesime doğru itmiştir. Son yıllarda pek çok kez görülen tersine göç hareketi, göç veren bir bölgenin tekrar göç alması olarak tanımlanıyor ve bazen U Dönüşü olarak da adlandırılıyor. Tersine göçün nedeni sadece ekonomik krizler değil, kentlere doğru yaşanan göçün yıldan yıla artışı; kentlerin mekânsal ve sosyo-ekonomik açıdan kaldıramayacağı bir nüfus birikimine yol açması ve çarpık kentleşme gibi nedenleri de vardır.
İstanbul’da incelenen 2005-2011 yılının tersine göç hareketinin sonuçlarına bakıldığı zaman ailelerin 1.750’si Karadeniz Bölgesi’ne göç ederken, 1226’sı Doğu Anadolu Bölgesi’ne, 1148’i Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne, 533’ü Akdeniz Bölgesi’ne, 497’si İç Anadolu Bölgesi’ne, 117’si Ege Bölgesi’ne ve 104’ü Marmara Bölgesi’ne göç ettikleri görülmüştür. Bu veriler en çok tersine göç edilen bölgenin Karadeniz Bölgesi olduğu, bunu Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri’nin izlediğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmaya göre bölgeye tersine göçün başlama nedeni GAP’ın çekici özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
Ekonomik krizin nedenleri ve buna bağlı olarak sonuçları her bölgede ve kültürde zaman zaman değişiklik gösterebiliyor. Lübnan’da baş gösteren ekonomik krizin ve istikrarsızlığın sonucu bireyleri başka kentlere göç değil farklı ülkelere göç etmeye itmiştir. Maliye Bakanlığının Mayıs 2019’da yayımladığı rapora göre, 51 milyar dolar Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) sahip Lübnan’da kamu borcu 2019’un ilk çeyreğinde 86,2 milyar dolara ulaşmıştı. Yapılan araştırmaya göre 2018-2019 arasında Lübnan’dan başka ülkeye göç eden insan sayısı %42 artmıştır. 2018 yıllarının Ocak-Kasım aylarında göç eden insan sayısı 41.766, 2019 yılının Ocak-Kasım aylarında göç eden insan sayısı ise 61.924 olduğu biliniyor. Lübnan’da yaşayan insanlar genelde göç ederken Kanada ve Avrupa ülkelerini tercih ediyor.
Ekonomik Krizin Yıkıcı Aile Yapısı:
Ekonomik krizler değişik şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Üretim ve yatırım düzeyinde hızlı bir daralma, döviz kurlarında, faiz ve enflasyon oranlarında ani sıçramalar, yabancı kısa vadeli sermayenin hızlı bir şekilde ülkeyi terk etmesi, ,işsizlik oranlarında ani artışlar, iflas eden şirket sayılarında artış, ücretlerde ani gerilemeler, sermaye birikiminde daralma gibi birçok nedeni vardır. Ekonomik kriz ile birlikte gelen bireylerin ruhsal yapılarının bozulması ile arka planda kalan ve konuşulmayan toplumun temel yapı taşı olan aile kurumunun sarsılması vardır.
Choi ve Chung (2002), yapmış oldukları çalışmada Kore’de 1997 yılında ekonomik krizin etkisiyle birlikte işsiz hane halkının %23,9’luk kısmının evlilikleri ile ilgili uzun süreli ve şiddetli geçimsizlik, kavga, boşanma ve ayrı yaşama gibi sorunlar yaşadıkları tespit edilmiştir. Türkiye’de yapılan bir araştırmada ise 2001 krizinin ailelerin ekonomik dengesini sarsması ile hane halkında geçimsizlik ve buna bağlı olarak boşanma sayılarında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Amerika’da 2008-2010 yıllarında yapılan bir araştırmada ise işsizlik ve haciz borçlarının evlilik üzerindeki etkileri araştırılmak istenmiştir. Haciz borçlarının evliliği ciddi derecede sarstığı ve boşanmaya yol açtığı fakat işsizliğin evlilik üzerinde bir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Doğduğumuz andan yaşamımız sonlanıncaya kadar karmaşık ve zorlu bu serüvende, ekonomik durumumuz anımızı ve geleceğimizi belirleyen en önemli yapı taşlarından biridir. Ekonomik durumumuzu köklerine kadar sarsan ve darbeler indiren ekonomik krizlerin var oluşu, bizim elimizde olmayan fakat atlatmamız gereken bir engebeler silsilesi olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik krizlerin varlığı, insanoğlunun maddi durumunu etkilerken bu sürecin belirsizliği ve zorluğu ruhsal stabilizasyonumuzu etkileyerek bir takım problemlerin önünü açıyor. Süreç içerisinde veya daha sonrasında insanlar; gelecek hakkında ümitleri kesme, depresyon belirtileri gösterme, evlilik hayatlarında boşanma, göç etme veya intihar etme gibi davranışlar gösteriyorlar. Yapılan araştırmalardan gördüğümüz üzere bireyler, kültürler veya ülkeler değişse de insanoğlunun ekonomik krize verdiği tepki, daha sonrasında karşılaştığı engeller ve bunlarla mücadelesi aynı oluyor. Ekonomik kriz doğası gereği belirsiz ve katastrofiktir. İnsan ise doğası gereği böyle bir oluşum ile karşılaştığı zaman yaşadığı süreç esnasındaki reaksiyonlarını bedenine ve dolayısı ile ruhuna yansıtmaya devam edecektir.



