
Donma Tepkisi (Freeze Response) Bedende Nasıl İşler?

İşten Sonra Neden Hiçbir Şeye Enerji Bulamıyorum?
Ayrıştırma (Splitting) Tam Olarak Ne Anlama Gelir?
Ayrıştırma (splitting), bir kişiyi ya da yaşanan bir durumu “tamamen iyi” veya “tamamen kötü” olarak görme eğilimidir. İyi ve kötü tarafları aynı anda görmek zorlaşır; sanki aradaki gri alanlar bir süreliğine ortadan kaybolur. Bu kavram, özellikle nesne ilişkileri kuramında Otto Kernberg tarafından sınır kişilik örgütlenmesini açıklarken ele alınmıştır.
Bu mekanizmanın temel özellikleri şöyle:
- Kişi ya da durum ya idealize edilir ve neredeyse kusursuz görülür ya da tam tersine değersizleştirilir. O anda iki tarafı birlikte değerlendirmek oldukça zor olabilir.
- Bu iki uç arasında hızlı geçişler yaşanabilir. Bir gün çok sevilen ve hayranlık duyulan biri, yaşanan bir hayal kırıklığının ardından “tamamen kötü” biri gibi algılanabilir.
- Ayrıştırma, özellikle yoğun ve çelişkili duygularla baş etmek zorlaştığında devreye girebilen, büyük ölçüde bilinçdışı işleyen bir savunma mekanizması olarak ele alınır.
Kernberg’in yaklaşımında ayrıştırma, kişinin birine hem kızgın olup hem de onu sevebileceği gerçeğini aynı anda taşımakta zorlanmasıyla ilişkilidir. Bu iki duygu yan yana duramadığında birbirinden ayrılır. Böylece o an hangisi baskınsa, kişi karşısındakini daha çok o duygunun içinden görmeye başlayabilir.
Bu durum kısa vadede karmaşık duyguların yarattığı gerilimi azaltabilir. Ancak sık ve yoğun yaşandığında ilişkilerde ani değişimlere, karşıdaki kişiye yönelik düşüncelerin hızla farklılaşmasına ve kişinin kendisiyle ilgili algısında dalgalanmalara eşlik edebilir.
Ayrıştırma, günlük dilde kullandığımız “siyah-beyaz düşünme” veya “ya hep ya hiç” düşüncesine benzese de tamamen aynı kavram değildir. Ayrıştırmada yalnızca düşünceler değil, kişinin o andaki duygusal deneyimi ve karşısındaki kişiyi algılama biçimi de etkilenebilir.
Bu yüzden kişi birine çok öfkelendiği anda, ona karşı daha önce hissettiği sevgiyi veya yakınlığı hatırlamakta zorlanabilir. Duygu değiştiğinde ise bakış açısı da değişebilir. Yani mesele yalnızca “Böyle düşünüyorum” değildir; o anda gerçekten başka türlü hissetmek de oldukça zor gelebilir.
Bu Mekanizma Çocuklukta Nasıl Gelişir?
Ayrıştırma, bazı psikodinamik yaklaşımlara göre gelişimin oldukça erken dönemlerinde görülebilen doğal bir süreçtir. Bebek henüz karmaşık ve birbiriyle çelişen duyguları birlikte değerlendiremediği için yaşadıklarını daha basit biçimde “iyi” ve “kötü” olarak ayırabilir. Bu, o yaşlarda dünyayı anlamlandırmanın daha kolay bir yolu gibidir.
Bu süreç genel olarak şöyle açıklanır:
- Bebeklikte bakım veren kişi, ihtiyacı karşıladığında “iyi”, ihtiyaç geciktiğinde veya karşılanmadığında ise “kötü” gibi deneyimlenebilir. Bebek başlangıçta bunların aslında aynı kişiye ait farklı deneyimler olduğunu bütünleştirmekte zorlanabilir.
- Gelişim ilerledikçe çocuk, sevdiği bir kişinin bazen onu üzebileceğini veya kızdırabileceğini öğrenmeye başlar. Yani aynı insanın hem hoşuna giden hem de hoşuna gitmeyen yönleri olabileceğini bir arada tutabilme becerisi gelişir.
- Bu bütünleşmenin gelişmesinde tutarlı ve güven veren ilişkilerin önemli olduğu düşünülür. Çocuk, yaşadığı hayal kırıklıklarına rağmen ilişkinin devam ettiğini gördükçe karşısındaki kişiyi tek bir duyguyla değerlendirmek zorunda kalmayabilir.
Bazı psikodinamik kuramlara göre bakımın çok tutarsız, öngörülemez veya tehdit edici olduğu durumlarda bu bütünleşme daha zor olabilir. Böyle zamanlarda ayrıştırma, kişinin yoğun ve çelişkili duygularla baş etmek için kullandığı bir savunma biçimi olarak ilerleyen yıllarda da devam edebilir.
Bu açıdan bakıldığında ayrıştırmayı doğrudan “hastalıklı bir davranış” olarak görmek yerine, geçmişte kişinin zorlayıcı duygularla baş etmesine yardımcı olmuş bir örüntü olarak düşünmek mümkün. Ancak bir zamanlar işe yarayan bu yöntem, yetişkinlikte ilişkileri daha karmaşık hale getirebilir.
Bu bakış açısı, “Neden böyle davranıyorum?” sorusuna da daha az suçlayıcı bir cevap sunuyor. Kişi çoğu zaman insanları bilinçli olarak iyi ve kötü diye ayırmayı seçmez. Bu tepki zaman içinde öğrenilmiş ve otomatikleşmiş olabilir. Önemli olan ise bunun değişmez bir özellik olmadığını, fark edildikçe daha dengeli değerlendirmeler yapmanın zamanla öğrenilebileceğini bilmektir.
Ayrıştırma Yetişkin İlişkilerinde Nasıl Ortaya Çıkıyor?
Yetişkinlikte ayrıştırma, ilişkilerde çoğu zaman idealize etme ve değersizleştirme arasında gidip gelme şeklinde görülebilir. Bir partner, arkadaş veya terapist bir dönem neredeyse kusursuz biri gibi algılanırken, yaşanan küçük bir hayal kırıklığından sonra bakış açısı bir anda değişebilir. Daha önce “mükemmel” görülen kişi bu kez “tamamen kötü” gibi hissedilebilir.
Bu döngü genellikle şöyle ilerler:
- İdealize etme döneminde karşıdaki kişinin olumsuz özellikleri pek fark edilmeyebilir. Fark edilse bile “Bugün kötü bir gün geçiriyor” gibi dış koşullarla açıklanabilir.
- Değersizleştirmeye geçişi bazen büyük bir olay değil, küçük bir hayal kırıklığı bile başlatabilir. Beklenen mesajın gelmemesi, verilen bir sözün unutulması veya kişinin beklenildiği gibi davranmaması yeterli olabilir.
- Geçiş oldukça ani yaşanabilir. “Bu davranışına kızdım ama onu hâlâ seviyorum” gibi iki duyguyu aynı anda taşımak yerine, olumlu bakış bir süreliğine tamamen geri planda kalabilir.
Bu sürecin nasıl devam edebildiğini açıklamaya çalışan hesaplamalı modeller de var. Bu modellerden birine göre kişi idealize edilirken olumsuz davranışlarına farklı açıklamalar bulunabilir. Örneğin “Bunu bana karşı yaptığı için değil, stresli olduğu için yaptı” diye düşünülebilir. Fakat olumsuz deneyimler biriktikçe bir noktada bu açıklamalar yetersiz kalabilir ve kişiye yönelik genel değerlendirme hızla tersine dönebilir.
Bu açıdan bakıldığında ayrıştırma tamamen rastgele gerçekleşen bir değişim gibi görünmüyor. Kişinin o sırada yaşadıklarını anlamlandırma biçimi ve önceki deneyimleri de bu geçişte rol oynayabilir. Bunu fark etmek, döngünün hangi noktada başladığını anlamayı da kolaylaştırabilir.
En zor taraflarından biri ise karşıdaki kişinin neyle karşılaşacağını kestirememesidir. Bir gün çok değer verilen bir davranış, başka bir gün sert biçimde eleştirilebilir. Bu iniş çıkışlar tekrarlandığında ilişkinin iki tarafında da kafa karışıklığı ve güvensizlik oluşabilir. Kişi zamanla neyin yanlış gideceğini tahmin etmeye çalışırken ilişkide daha temkinli davranmaya başlayabilir.
Ayrıştırma Sınır Kişilik Örgütlenmesiyle Nasıl İlişkili?
Kernberg’in kuramında ayrıştırma, sınır kişilik örgütlenmesinde öne çıkan savunma mekanizmalarından biri olarak ele alınır. Bunun yalnızca teoride kalan bir kavram olup olmadığını anlamaya çalışan uzun süreli araştırmalar da bulunuyor. Bunlardan biri tam 16 yıl boyunca devam etmiş ve sınır kişilik bozukluğu tanısı olan 290 kişiyi, başka kişilik bozukluğu tanıları bulunan 72 kişiyle karşılaştırmış.
Araştırmada dikkat çeken sonuçlar şöyle:
- Sınır kişilik bozukluğu tanısı olan kişiler, karşılaştırma grubuna göre ayrıştırma gibi daha az olgun kabul edilen savunma mekanizmalarını daha sık kullanıyordu.
- Yıllar içinde bu savunmaların kullanımında azalma görüldükçe, kişilerin iyileşme süreciyle de olumlu bir ilişki olduğu görüldü. Yani savunma biçimleri tamamen sabit kalmıyordu.
- Savunma tarzındaki değişimler, belirtilerde görülen iyileşmeyle de ilişkiliydi. Kişinin zorlayıcı duygularla baş etme biçimi değiştikçe yaşadığı belirtilerde de değişimler görülebiliyordu.
Bu sonuçlar önemli, çünkü ayrıştırmanın yalnızca kitaplarda anlatılan soyut bir kavram olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda zaman içinde değişebilen bir örüntü olarak ele alınabileceğine de işaret ediyor.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Birinin zaman zaman insanları “çok iyi” veya “çok kötü” olarak değerlendirmesi, tek başına sınır kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez. İnsanlar özellikle stresli dönemlerde zaman zaman daha siyah-beyaz düşünebilir. Daha önemli olan, bunun ne kadar sık yaşandığı, ne kadar yoğun olduğu ve kişinin ilişkilerini ne ölçüde etkilediğidir.
Araştırmanın belki de en dikkat çekici taraflarından biri, bu örüntülerin yıllar içinde aynı kalmak zorunda olmadığını göstermesi. Kişinin duygularıyla baş etme ve ilişkileri değerlendirme biçimi zamanla daha esnek hale gelebilir. Özellikle uygun psikolojik destekle, birbirine zıt duyguları aynı anda taşıyabilmek ve insanları daha bütünlüklü değerlendirmek zaman içinde gelişebilir.
Yani bugün sık kullanılan bir savunma biçimi, kişinin hayatı boyunca aynı şekilde devam etmek zorunda değildir.
Ayrıştırma Bilişsel Olarak Nasıl İşliyor?
Ayrıştırmanın yalnızca duygularla ilgili bir tarafı yok; düşünme ve bilgiyi işleme biçimimizle de ilişkili olabilir. 60 katılımcıyla yapılan bir araştırmada, ayrıştırma eğiliminin olumsuz bilgilerin çalışma belleğine alınmasını etkileyebilen dengesiz bir bilişsel kontrol süreciyle bağlantılı olduğu bulundu.
Bu bulguyu günlük hayatta şöyle düşünebiliriz:
- Ayrıştırma yalnızca “Ben böyle düşünüyorum” şeklinde bilinçli bir tutum olmayabilir. Kişinin o anda hangi bilgiye dikkat ettiği ve hangisini geri planda bıraktığı da bu sürecin bir parçası olabilir.
- Bir kişi hakkında çok olumlu düşünüyorsak, bu görüşümüzle çelişen olumsuz özellikleri görmekte zorlanabiliriz. Aynı şey ters yönde de yaşanabilir. Birine çok öfkelendiğimizde, onun daha önce yaptığı iyi şeyleri hatırlamak zorlaşabilir.
- Bu durum çoğu zaman kişinin bilinçli olarak “Bunu görmezden geleceğim” diye karar vermesiyle ortaya çıkmaz. Süreç daha otomatik ilerleyebilir ve kişi kendi bakış açısının ne kadar daraldığını o anda fark etmeyebilir.
Bu bulgu, ayrıştırmanın neden yaşandığı anda bu kadar gerçek ve ikna edici hissedilebildiğini anlamaya yardımcı olabilir. Örneğin kişi birine öfkelendiğinde, karşısındaki insanın olumlu taraflarını teorik olarak biliyor olsa bile bunları o anda düşünmek çok daha zor gelebilir. Yani mesele her zaman bilinçli bir inkâr veya gerçeği çarpıtma çabası değildir.
Bu yüzden ayrıştırmayı değiştirmek de yalnızca “Biraz daha mantıklı düşünmeliyim” demek kadar kolay olmayabilir. Kişinin çelişen bilgileri aynı anda değerlendirmeyi, farklı duygulara yer açmayı ve ilk tepkisiyle hemen hareket etmemeyi zaman içinde öğrenmesi gerekebilir.
Bu bilişsel tarafı bilmek, ayrıştırma yaşayan birini hemen “inatçı” veya “mantıksız” olarak değerlendirmemek açısından da önemli. Kişi o anda bazı bilgileri bilinçli olarak reddetmiyor olabilir; yoğun duygunun etkisiyle o bilgilere ulaşmak veya onları değerlendirmeye katmak geçici olarak daha zor hale gelmiş olabilir.
Ayrıştırmayı Fark Edip Bütünleşmeyi Desteklemek
Ayrıştırmayı fark etmek, aslında işin en önemli kısmı. Çünkü o an yaşadığımız duygu çok güçlüyse, başka bir açıdan bakmak pek kolay olmuyor. Birine çok kızdığımızda onun iyi taraflarını hatırlamak zorlaşabiliyor. Aynı şekilde, birini çok idealize ettiğimizde da bizi rahatsız eden yönlerini görmezden gelebiliyoruz.
Böyle anlarda şunları denemek işe yarayabilir:
- Ani değişimleri yakalamak: Birini kısa süre önce çok severken bir anda “Artık ondan tamamen soğudum” dediğinizi fark ederseniz, arada ne olduğuna bakın. Bazen büyük bir olay değil, küçük bir kırgınlık bile bu değişimi başlatabilir.
- “Hem… hem de” demeye çalışmak: “Beni kırdı ama onu hâlâ önemsiyorum” ya da “Şu an çok kızgınım ama bu onun tamamen kötü biri olduğu anlamına gelmez” gibi cümleler kurabilirsiniz. İlk başta biraz yapay gelebilir. Amaç da zaten hemen inanmak değil, iki duygunun aynı anda var olabileceğini hatırlamak.
- Tetikleyeni fark etmek: Düşüncenizin değiştiği anın hemen öncesinde ne oldu? Mesajınıza cevap vermedi mi, eleştirdi mi, beklediğiniz ilgiyi göstermedi mi? Bazen asıl mesele, ilk bakışta önemsiz görünen o küçük andır.
- Arada bir yer olduğunu hatırlamak: İnsanlar sadece iyi ya da kötü değildir. Birinin sevdiğiniz yanları olabilir ve aynı kişi sizi zorlayan şeyler de yapabilir. İkisi birbirini silmek zorunda değil.
Bu tür örüntüler genellikle bir anda değişmez. İlk zamanlarda kişi ancak olay geçtikten sonra “Ben yine çok uçtan baktım” diye fark edebilir. Bu bile önemli bir şeydir. Çünkü zamanla aynı değişimi olayın içindeyken fark etmek daha kolay hale gelebilir.
Buradaki amaç hiç öfkelenmemek veya kimseye kırılmamak değil. Zaten bu gerçekçi de olmaz. Daha çok “Şu an çok kızgınım” ile “Bu insan tamamen kötü” arasındaki farkı görebilmek gerekiyor.
Bunu yapabildikçe tek bir olay, karşımızdaki insanla ilgili bütün düşüncemizi belirlemek zorunda kalmaz. Bazen biri bizi hem çok mutlu edebilir hem de çok kırabilir. İnsan ilişkileri biraz da bu iki duyguyu aynı anda taşıyabilmekle ilgili.
Kaynakça
Kernberg, O. (1967). Borderline personality organization. Journal of the American Psychoanalytic Association, 15(3), 641–685. https://doi.org/10.1177/000306516701500309
Zanarini, M. C., Frankenburg, F. R., & Fitzmaurice, G. (2013). Defense mechanisms reported by patients with borderline personality disorder and axis II comparison subjects over 16 years of prospective follow-up: Description and prediction of recovery. American Journal of Psychiatry, 170(1), 111–120. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.2012.12020173
Gagnon, J., Quansah, J. E., Saleh, G., & Levin, C. (2022). Is splitting related to resistance to proactive interference? A process-oriented study of Kernberg’s conceptualization of splitting. Psychopathology, 55(6), 345–361. https://doi.org/10.1159/000525006
Story, G. W., Smith, R., Moutoussis, M., Berwian, I. M., Nolte, T., Bilek, E., Siegel, J. Z., & Dolan, R. J. (2023). A social inference model of idealization and devaluation. Psychological Review. https://doi.org/10.1037/rev0000430
Vaillant, G. E. (1971). Theoretical hierarchy of adaptive ego mechanisms: A 30-year follow-up of 30 men selected for psychological health. Archives of General Psychiatry, 24(2), 107–118. https://doi.org/10.1001/archpsyc.1971.01750080011003



