
Çocuğum Neden Söz Dinlemiyor?

Topluluk Önünde Konuşurken Neden Sesim Titriyor?
Yasın Bir Türlü Bitmemesi Ne Anlama Geliyor?
Bazı kayıplar aradan uzun zaman geçse bile insanın içinde aynı yere dokunmaya devam eder. Bir şarkı, bir koku, bir tarih ya da sıradan bir an, özlemi yeniden ortaya çıkarabilir. Bu yüzden yasın belli bir sürede tamamen bitmesi gerektiğini düşünmek pek gerçekçi değildir.
Çoğu zaman zaman geçtikçe acının şekli değişir. Özlem devam eder ama günün tamamını kaplamaz. Kişi yeniden günlük hayatına dönebilir, gelecekle ilgili plan yapabilir ve kaybettiği kişiyi hatırlarken yalnızca acı değil, başka duygular da hissedebilir.
Ama bazı durumlarda yas sanki aynı yerde kalmış gibi gelebilir.
Şunlar uzun süredir devam ediyorsa dikkat etmek iyi olabilir:
- Kaybın hâlâ gerçek değilmiş gibi gelmesi
- Kaybettiğin kişiye karşı neredeyse her gün çok yoğun bir özlem hissetmek
- Onunla ilgili düşüncelerin günün büyük bölümünü kaplaması
- Hayatın yönünü veya anlamını kaybetmiş gibi hissetmek
- “Sanki benim de bir parçam onunla gitti” düşüncesinin uzun süre değişmemesi
Bunları yaşamak, yasını yanlış yaşadığın anlamına gelmez. Her insanın kayıpla kurduğu ilişki farklıdır ve bazı kayıpların etkisi gerçekten çok uzun sürebilir.
Asıl önemli olan, acının zamanla hayatın içinde biraz yer değiştirip değiştirmediğine bakmak. Eğer yıllar geçmesine rağmen kayıp hâlâ ilk günkü yoğunluğuyla yaşanıyor, günlük hayatı ciddi biçimde kısıtlıyor ve gelecekle bağ kurmayı zorlaştırıyorsa uzamış yas açısından değerlendirme yapmak anlamlı olabilir.
Yani mesele kaybettiğin kişiyi unutmak değil. Daha çok, o kişiyi hayatında taşımaya devam ederken kendi hayatına da yeniden yer açabilmek.
Normal Yas ile Uzamış Yas Arasındaki Fark Nedir?
Normal yas ile uzamış yas arasındaki fark, kişinin kaybettiği kişiyi özleyip özlememesi değildir. Özlem yıllar sonra bile devam edebilir. Daha çok, acının zaman içinde biraz olsun değişip değişmediğine ve kişinin hayatına yeniden dönebilip dönemediğine bakılır.
Normal yasta da zor günler olabilir. Bir doğum günü, yıldönümü, şarkı ya da eski bir fotoğraf acıyı yeniden canlandırabilir. Ama zaman geçtikçe bu duygular genellikle sürekli aynı yoğunlukta kalmaz. Uzamış yas bozukluğunda ise kayıp, uzun zaman geçmesine rağmen hayatın merkezinde kalmaya devam edebilir.
Bu durum artık resmi tanı sistemlerinde de yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün ICD-11 sınıflandırmasında kaybın üzerinden en az 6 ay geçmiş olması dikkate alınırken, DSM-5-TR yetişkinlerde en az 12 aylık bir süreyi esas alıyor. Prigerson ve arkadaşlarının 2021 tarihli çalışması da bu belirtilerin diğer yas tepkilerinden ayırt edilmesini inceleyen önemli çalışmalardan biri.
Uzamış yasta şu deneyimler görülebilir:
- Kaybedilen kişiye karşı neredeyse her gün çok yoğun bir özlem duymak
- Günün büyük bölümünü onunla ilgili düşünerek geçirmek
- “Sanki benim de bir parçam öldü” gibi hissetmek
- Ölümün gerçekleştiğini kabullenmekte uzun süre zorlanmak
- Kaybı hatırlatan insanlardan, yerlerden veya eşyalardan uzak durmak
- Kendini duygusal olarak uyuşmuş hissetmek ya da hayatın anlamını kaybettiğini düşünmek
- Yoğun yalnızlık yaşamak ve insanlarla yeniden bağ kurmakta zorlanmak
Burada tek bir belirtiye bakarak karar verilmez. Bir yıl sonra özel bir günde ağlamak ya da kaybettiğin kişiyi çok özlemek tek başına uzamış yas anlamına gelmez.
Daha çok, acının uzun süredir aynı yoğunlukta kalması ve kişinin günlük hayatını belirgin biçimde durdurması önemlidir. Eğer hayat devam ediyor ama sen hâlâ sanki kaybın yaşandığı günün içinde kalmış gibi hissediyorsan, bunu bir uzmanla konuşmak faydalı olabilir. Amaç kaybettiğin kişiyi unutmak değil; onun yokluğuyla birlikte yaşamaya yeniden yer açabilmektir.
Bazı İnsanlar Yasta Neden Daha Uzun Süre Takılı Kalıyor?
Bazı insanların yasta daha uzun süre takılı kalması, kaybın niteliği, kaybedilen kişiyle olan ilişki ve yas sürecinde alınan destek gibi etkenlerin bir araya gelmesinden kaynaklanır. Uzamış yas bir zayıflık ya da yetersizlik göstergesi değildir; belirli koşullar, yasın doğal akışını zorlaştırabilir.
Araştırmalar uzamış yasın sanıldığından daha yaygın olduğunu gösteriyor. Lundorff ve arkadaşlarının 14 çalışmayı ve 8.035 kişiyi kapsayan 2017 tarihli meta-analizi, çoğunlukla doğal nedenlerle yakınını kaybeden yetişkinlerde uzamış yas bozukluğunun yaygınlığını %9,8 olarak buldu. Yani yakınını kaybeden yaklaşık her 10 yetişkinden biri bu riski taşıyor. Aynı çalışmada yaş ilerledikçe yaygınlığın arttığı görüldü.
Uzamış yas riskini artırabilecek etkenler şunlardır:
- Ani ya da beklenmedik ölüm: Kaza, deprem ya da ani bir hastalık sonrası kayıp
- Çocuk ya da eş kaybı: Hayatın merkezinde yer alan biriyle kurulan derin bağ
- Vedalaşamamak: Son anlarda yanında olamamak ya da cenazeye katılamamak
- Çözülmemiş meseleler: Küslük, söylenmemiş sözler ya da yarım kalan bir ilişki
- Yoğun suçluluk: “Daha fazlasını yapabilirdim” düşüncesinin sürekli tekrar etmesi
- Sosyal destek eksikliği: Yasını paylaşabileceği kimsenin olmaması
- Önceki kayıplar ve travmalar: Daha önce çözülmemiş yasların üst üste birikmesi
Bu etkenler, yasın neden senin için diğerlerinden farklı ilerlediğini anlamana yardımcı olabilir. Kendini başkalarıyla kıyaslamak yerine, kaybının kendine özgü koşullarını görmek önemlidir. Bu farkındalık, kendine yönelttiğin “Neden hâlâ toparlanamadım?” suçlamasını da yumuşatabilir.
Kaçınmak ve Takılıp Kalmak Yası Nasıl Uzatıyor?
Kaçınmak ve kayba takılıp kalmak, yasın doğal ritmini bozarak iyileşmeyi zorlaştırır. Stroebe ve Schut’un 1999’da geliştirdiği çift süreç modeli, sağlıklı yasın iki yön arasında gidip gelmeyi gerektirdiğini öne sürer. Bir yanda kaybın kendisiyle yüzleşmek, ağlamak ve özlemek vardır; diğer yanda ise yeni rollere uyum sağlamak, günlük işlere dönmek ve hayatı yeniden kurmak.
Bu modele göre sorun, kişinin bu iki yön arasında gidip gelememesi ve yalnızca birinde takılı kalmasıyla başlar. Sürekli kayba odaklanan biri hayatına devam edemezken, kaybı tamamen görmezden gelen biri de yasını hiçbir zaman gerçekten yaşayamaz. Sağlıklı olan, iki yön arasında esnekçe gidip gelebilmektir.
Yası uzatabilecek iki farklı örüntü vardır:
Takılıp kalma örüntüsü:
- “Keşke” ve “eğer” ile başlayan düşünceleri saatlerce tekrar etmek
- Kaybedilen kişinin odasını ya da eşyalarını yıllarca hiç dokunmadan korumak
- Hayattan zevk almayı ona karşı bir ihanet gibi görmek
Kaçınma örüntüsü:
- Mezarı ziyaret etmekten, fotoğraflara bakmaktan kaçınmak
- Onun adının geçtiği konuşmaları hemen kapatmak
- Acıyı hissetmemek için kendini sürekli işle ya da meşguliyetle doldurmak
İlginç biçimde, bu iki örüntü çoğu zaman aynı kişide birlikte görülür. Kişi bir yandan kayba takılıp kalırken, bir yandan da en acı veren hatırlatıcılardan kaçınabilir. Her iki durumda da yas, işlenmeden donup kalır. İyileşme, acıya kontrollü bir şekilde yaklaşmayı ve aynı zamanda hayata yeniden küçük adımlarla katılmayı birlikte gerektirir.
Bitmeyen Yasla Başa Çıkmak İçin Neler Yapabilirim?
Bitmeyen yasla baş etmeye çalışırken amaç, kaybettiğin kişiyi unutmak değildir. Daha çok, onun yokluğunu kabul etmeye çalışırken kendi hayatına da yeniden yer açabilmek önemlidir. Bu genellikle hızlı olmaz. Bazen çok küçük bir adım bile başlangıç sayılabilir.
Şunlar yardımcı olabilir:
- Yasa biraz alan aç: Gün içinde kaybını düşünmek, ağlamak ya da birkaç satır yazmak için kendine kısa bir zaman ayırabilirsin. Duyguyu sürekli bastırmak yerine ona kontrollü bir alan vermek bazen daha kolay olabilir.
- Kaçındığın şeylere yavaşça yaklaş: Fotoğraflara bakmak, bir eşyasını eline almak ya da mezarını ziyaret etmek zor geliyorsa bunları kendi hızında deneyebilirsin. Hepsini bir anda yapmak zorunda değilsin.
- Bağı başka bir şekilde sürdür: Ona mektup yazmak, sevdiği bir şeyi devam ettirmek ya da anısına küçük bir gelenek oluşturmak bazı insanlar için anlamlı olabilir. Bağ tamamen yok olmak zorunda değil, sadece biçim değiştirebilir.
- Hayata küçük küçük dön: Bir arkadaşla görüşmek, kısa bir yürüyüşe çıkmak ya da eskiden sevdiğin bir şeye yeniden başlamak bile önemli olabilir. Büyük değişiklikler gerekmiyor.
- Bedenini ihmal etme: Uyku, yemek ve biraz hareket etmek basit görünebilir ama yasın getirdiği yorgunlukta gerçekten fark yaratabilir.
- Yalnız kalmamaya çalış: Seni anlayan biriyle konuşmak ya da bir destek grubuna katılmak, taşıdığın yükü biraz hafifletebilir.
- İyi hissettiğin anlardan suçluluk duyma: Gülmek, bir şeyden keyif almak ya da güzel bir gün geçirmek onu unuttuğun anlamına gelmez.
Bunları belli bir sırayla yapmak zorunda değilsin. Bazı günler daha iyi hissedip bazı günler yeniden çok zorlanabilirsin. Yas çoğu zaman düz bir çizgide ilerlemez.
Önemli olan kendine “Artık geçmiş olması gerekirdi” diye yüklenmemek. Bazen iyileşme, acının tamamen bitmesinden çok, onun yanında yaşamayı biraz daha öğrenmek anlamına gelir.
Uzamış Yas İçin Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?
Kaybının üzerinden bir yıldan uzun süre geçtiği halde yoğun acın neredeyse hiç azalmadıysa ve bu durum işini, ilişkilerini ya da günlük hayatını belirgin şekilde etkiliyorsa, profesyonel destek almanın zamanı gelmiş olabilir. Uzamış yas kendiliğinden geçmeyebilir; ancak doğru destekle önemli ölçüde iyileşebilir.
Destek almayı düşünmen gereken durumlar şunlardır:
- Yıllar geçmesine rağmen kaybın her gün ilk günkü kadar acı vermesi
- İşe, okula ya da sosyal hayata dönememek
- Kaybı hatırlatan her şeyden yoğun şekilde kaçınmak
- Sürekli suçluluk, öfke ya da derin bir anlamsızlık duygusu
- Uyku, iştah ya da sağlıkta belirgin bozulmalar
- Alkol ya da ilaç kullanımının artması
Uzamış yas için özel olarak geliştirilmiş terapi yöntemleri vardır. Shear ve arkadaşlarının 95 kişiyle yürüttüğü kontrollü çalışmada, 16 seanslık uzamış yas terapisi katılımcıların %51’inde iyileşme sağlarken, depresyon için kullanılan standart bir terapide bu oran %28 oldu. Yasa odaklı bilişsel davranışçı terapi de etkili yöntemler arasında yer alır.
Bazı durumlar ise beklemeden destek almayı gerektirir. Kaybının ardından yaşamaya devam etmenin anlamsız olduğunu düşünüyorsan ya da kaybettiğin kişiye kavuşmak için ölmeyi istediğin anlar oluyorsa, bu duyguları yalnız taşımamalısın. Böyle bir durumda hemen bir ruh sağlığı uzmanına ulaşmalı, acil durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramalısın.
Destek almak, kaybettiğin kişiyi unutmak anlamına gelmez. Aksine, onu acının değil sevginin içinde hatırlayabileceğin bir yol bulmana yardımcı olur.
Kaynakça
Lundorff, M., Holmgren, H., Zachariae, R., Farver-Vestergaard, I., & O’Connor, M. (2017). Prevalence of prolonged grief disorder in adult bereavement: A systematic review and meta-analysis. Journal of Affective Disorders, 212, 138–149. https://doi.org/10.1016/j.jad.2017.01.030
Prigerson, H. G., Boelen, P. A., Xu, J., Smith, K. V., & Maciejewski, P. K. (2021). Validation of the new DSM-5-TR criteria for prolonged grief disorder and the PG-13-Revised (PG-13-R) scale. World Psychiatry, 20(1), 96–106. https://doi.org/10.1002/wps.20823
Shear, K., Frank, E., Houck, P. R., & Reynolds, C. F. (2005). Treatment of complicated grief: A randomized controlled trial. JAMA, 293(21), 2601–2608. https://doi.org/10.1001/jama.293.21.2601
Stroebe, M., & Schut, H. (1999). The dual process model of coping with bereavement: Rationale and description. Death Studies, 23(3), 197–224. https://doi.org/10.1080/074811899201046



